Eğitim Sitesi

Bahar Kokusu Şiiri

Bahar Kokusu

Ay yüzlü güzelin gezdiği yerde,

Açmaya korkuyor gülün goncası.

Sakınır titreyen çiğ damlasını,

Kokarken kanıyor bağrın yarası.



Ilık meltemle kucaklaşan rüzgâr,

Kim bilir neler var, uzak diyarda.

Kulağa söylenen hasret şiiri,

Yar kokuyor, aşk kokuyor baharda.



Şubat- 2009

Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK

Abdulkadir Nur GÖRDÜK Şiirleri

  

Songül Doğan Kısa olmasına rağmen çok güzel bir şiir. Şiir ayrıca çok duygusal bir edayla yazılmış.

Yazılan son 1 yorum gösteriliyor.

İçerikle ilgili 1 yorum yazılmış.

Benzer Abdulkadir Nur GÖRDÜK Şiirleri:

Meçhul Servet

Bir derin nefes keyfi, tüm dünyaya değmez mi?

Yutulan bir damla su, birkaç servet etmez mi?

Olmasa bütün bunlar, yaşam hoşa gitmez mi?

Anlamak için, önce sağlığı yitmek gerek.



Şubat- 2009

Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK


Abdulkadir Nur GÖRDÜK

Diyarbekir

Bereketli vadiyi yaran Dicle’ye bakıp,

Fiskaya’nın başına otur, biraz nefeslen

Selahaddin Eyyubi otağ kurmuş karşıda

Tarih karanlığından surlara doğru seslen.



Asurlu, Pers, Emevi, Abbasi, Selçuklular,

Artuk, Eyyubi, Akkoyun, Osmanlı derken.

Hüküm sürmüş asırlarca, bu muhterem şehirde

Tarihine saygı ile değer vermiş, giderken.



Çevresi kalkan gibi, karataşla örülü

Çin seddinden de eski, surların Diyarbekir

Seksen iki burcu var, onaltı da kalesi

Beşbuçuk kilometre, turların Diyarbekir



Kırklar dağı etekleri, kör olası Suzan’la.

Türkü olup iz bırakmış, yanık Celal sesinde.

Şeyh Muhammed düzlüğü, mezarlık arenası

El üstünde taşınanı, saklıyor sinesinde.



On gözlü köprü hala, duruyor asaletle

Azgın suyun karşısında, o eğilmez başıyla.

Ne canlar yitirilmiş, bu mahzun memlekette

Neler görmüş kim bilir, şu ihtiyar yaşıyla.



Yapılış esnasında, hikayeleri farklı

Burçlardan Yedikardeş, Keçi ve Evli beden

Ustanın sanatına, çırağın haykırışı

Geçmişte ölümüne savunulmuş kaleden.



Çevresini kuşatan yüksek ve geniş surda

Güneşin batımıyla, kapanırmış kapılar.

Mardin kapı, Urfa kapı, Yeni kapı bazısı

Saymakla bitmiyor ki, tarih yüklü yapılar.



Çay önü sahilinde kumlu, çakıllı yerde,

Yetişen karpuzları her bir deve heybesi

Şerbetçi Bave Alo, sallarken taslarını,

Meyan kökü, yaz sıcağının özlenen sesi.



Melekahmet, İskender, Behram, Fatih paşalar

Yönetim kademesi Lala, Defterdar, Kadı

Kimi mektep, kimi cami, kimi aşhanesiyle,

Dünya da dua ile, yad edilmek muradı.



Dört mezhebin aynı anda kullandığı bir mabed.

Ulu cami, islamın beş hareminden biri.

Avlusunda gün saati, şadırvanı muhteşem

Asırlardır ayakta, eskisi kadar diri.



Yıllarca kiliseyle dostça komşuluk yapan,

Dört ayaklı minare, Akkoyunlu eseri.

Diğer adı Şeyh Matar, gavur mahallesinde,

Dört sütun üzerinde, bir denge şaheseri



Alimler yetiştirmiş, müfessirler sayısız.

Zinciriye, Mesudiye eğitim medresesi

Hasanpaşa, Çiftehan, Deliller hanı ise,

İlim yolculuğunda sanki konak adresi.



Elyesa ve Zükifl adı Kuran da geçen,

Peygamber ikiside, Yaradan sevgilisi.

Zennun,Hallak,Danyal,Harun,Hürmüz nebiler

Eğil ilçemizdedir, hem mübarek hepisi.



Tanrısıyla barışık, hem veli kullarından,

Sarı Saltık, Hintli baba, Zincirkıran türbesi

Vatanından kopup gelmiş, Halit oğlu Süleyman,

Manevi fatihimiz, Peygamber sahabesi.



Camilerle iç içe, ezan ve çan sesleri.

Şemsiler tapınağı, Küçük ve Meryemana.

Başka dinleri temsil, anılan bu mekanlar

İbadethane olmuş, gayri Müslim insana.



İnsanlık tarihiyle önem bulmuş nezafet.

Vahab ağa, Çardaklı, Paşa, Deva hamamı.

Kim yakmış külhanını, acep kimler yıkanmış,

İzleri de tarih olmuş, hayal olmuş tamamı.



Arbedaş ve Hançepek, namı yürümüş muhit

Özü doğru, sözü söz, mert olanların yeri

Küpeli, Dıngılhava serinleme noktası

Bedenden atlayanlar, delikanlının seri.



Sanırım benzeri yok, Allah’ın bir rahmeti

Diyarbekir’le özdeş, adı Hamravat suyu.

Hatun kastalı yıkık, Anzele çok derinde,

Dibinden kaynar gibi, Yusuf’u alan kuyu.



Cahit Sıtkı, yanılmış yolun yarısı derken,

Kırk altıda kapanmış, bu Dünyaya gözleri.

Süleyman Nazif, Ali Emiri, Ziya Gökalp’ler

İlim, irfan yuvasının dışa vuran yüzleri.



Diyarbekir evinin, genişçedir eyvanı.

Bazalt taştan avluda, havuzla, tulumbası.

İpekten şal dokuyan değerli ustaları,

Altından hasır örer, bakırı ayran tası.



Saklarsın yüreğinde, her türlü güzelliği.

Şehr-i kadim Diyarbekir, en onulmaz kalemsin

Kalamam senden ayrı, özlerim her şeyini

Sen benim korunağım, evimsin, ailemsin.





Eylül/2008



Ecz.Abdulkadir Nur GÖRDÜK

(Şiirim 21 kıta ve Diyarbekir kokuludur)


Abdulkadir Nur GÖRDÜK

Nasihat

Kırma öksüz kalbini, içi dolu sırçayla.

Okşayarak başını, gönül çelenlerden ol.

Görmemiş mutluluğu, hayalleri parçayla.

Masum gözlerindeki yaşı silenlerden ol.



Faydalı ol çevrene, halkın, toprağın senin.

Gitse de cümle alem, yeni gelenlerden ol.

Göklerde dalgalanan nazlı bayrağın senin,

Kadrini, kıymetini fazla bilenlerden ol.



Ömür takvimi bitip, gong saati çalarken

Hazırlığı tamamlanmış, cesur ölenlerden ol.

Herkes maske altında, birbiriyle ağlarken

Hedefe emin adım, yüzü gülenlerden ol.



Tutuşmuşsa el ele, iki yangınlı yürek

Gerekirse okyanusta, dibe dalanlardan ol.

Söz vermişse birbirine, gönüller mahşere dek

Ferhat gibi Şirin için, dağı delenlerden ol.



İnsanlığa ver kendini, şahsını önemseme

Toplum için tutuşacak, çıra olanlardan ol.

Hak kalmasın üzerinde, dünyayı benimseme

Dua ile defnedilen, gerçek yalanlardan ol.



Her canlıya saygı duy, yaratık düzeninde,

Sahibinin hatırına İzzet kılanlardan ol.

İnsan ise tart onu, doğruluk mizanında.

Cesedi toprak olmuş, ismi kalanlardan ol.


Abdulkadir Nur GÖRDÜK

Bahar Kokusu Şiiri